{
    "802": {
        "soru": "Evladlık almanın hükmü nedir?",
        "cevap": "Evladlığa alınma hükmüne gelince; sulbünden olmayan kimseye oğlum demekte, eğer o kimse diyenin kölesi olursa, her halukârda azad edilir ve nesebi sabit olmaz. Ancak nesebi mechul olanlardan olsa ve onun benzerinin kendisine evlad olabileceği ihtimali varsa, bir de daha evvelden başkasına nisbet edilmemişse, o müstesnadır. İmam Şâfiî buna dahi hiç itibar vermediğinden “Kölesine oğlum diyen kimsenin deyişi, nesebin tesbitine kâfi gelmediği gibi, azad olmasına da kafi gelmez.” diye hükmetmiştir. Sonra nesebi mechul olan kimseye şefkat olarak, oğlum, kardeşim demek arasında fark yoktur, bu mübahtır. Bazı ulemâ fâsık bir kimseye efendim diye hitab etmenin haram olduğunu tasrih ettiler. Çünkü fâsık bir kimseye hürmet haramdır.»\r\n\r\nNetice-i meram evladlığa almakta üç haram işlemek vardır:\r\n\r\na-Evladlığa alınana nisbetle, mirasçı olmayanın mirasa sokulması;\r\nb-Evladlığa alanlara nisbeten, mirası hakîkî mirasçılardan kaçırmak;\r\nc-Yabancıyla düşüp kalkmak gibi şeyleri mübah kılmak, mübah olan\r\nnikah gibi şeyleri de haram kılmak vardır.\r\n\r\nÖlçüler s.598"
    },
    "812": {
        "soru": "Ayet ve Hadis Meallerinden Hüküm Çıkarılır mı?",
        "cevap": "Böyleleri Kur'ân'ın müteşabih ayetlerini ele alırlar. Kur'ân'n müteşabih ayetlerini hevâ ve heveslerine göre mana ederler. Sonra yalancı olmadıklarını isbatlamak için sözlerini ayete dayandırarak \"Allah şöyle buyurdu... Allah böyle buyurdu...\" derler\r\nAsrımızda bu tehlike umumlaşmıştır. Mesela Arabî nazmı şerîfini bilmeyen birçok insanlar, sadece meal ellerine alarak ayet ve hadislerle fikirlerini bildirirler. Arabî bilenler dahi, Ehli Sünnet velCemaatin o güzel itikadlarını bertaraf etmek için, müşrikler hakkında nâzil olmuş ayetleri veya hadisleri, müslümanlar hakkındaymış gibi izah ederler. İşte bu ilmen ve itikâden haramdır; ve en büyük zulümdür. Çünkü ayetlerde muhkem, müteşâbih, umumu ifade eden, hususu ifade eden, mücmel, müfesser birçok lafızlar vardır; usul ilminde çok aşina ve ashab, tâbiîn ve tebei tâbiînin tefsirlerine vâkıf olandan başkası onu çıkaramaz. Sadece mealiyle ortaya çıkmak isteyenler, Kur'an ve hadîsi, galiba normal bir beşer sözü gibi zannederler. Bu ise küfürdür.\r\n\r\nÖlçüler \/s. 60"
    },
    "816": {
        "soru": "(Sav), (Cc), (Sas), (Ra) gibi kısaltma kullanmanın hükmü",
        "cevap": "Müsteşriklere uyanların, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ismini söylemek yahud yazmak halinde (C.C), Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in ism-i şerîfinin akabinde (S.A) yazmaları veyahud bunu dahi terk etmeleri, Peygamber’in, ashabının yahud ümmetinden büyük imamlarının ismini söyleyip mesela “Ebû Hanîfe” deyip tasliyeyi = salavatı ve terdıyeyi = “radıyallâhu Teâlâ anhu” demeyi terk etmeleri, tanımamanın alâmetidir ve dînî bir cinayettir.\r\n\r\nCana Can \/s.20\r\n\r\n...Hayatta muasır, emsal ve dostların isimlerinin anılmasında: \"Allah hayatını berdevam etsin.\", \"Allah onu korusun.\" gibi dualarla; vefat etmişlerse: \"Allah onu esirgesin.\" denilmekle anılmaları müstehabdır; \"Allah ondan razı olsun.\" demekle de hiç bir zarar yoktur.\r\nMaatteesüf felsefeci müsteşriklerin, Müslümanlardan da Mu'tezilenin çılgınlığına saplanan birçok Müslümanlar, salavatsız Peygamber'in ismini, terdıyesiz ashab ve tâbiînin isimlerini anmaktadırlar; bu da onlara karşı saygısızlıktır. Son zamanlarda bu ikram ve saygı, neshedilmiş şeriat haline gelmiştir.\r\n\r\nDua \/ S. 51\r\nMüsteşriklerin tuzağına saplanan bazı serseriler,yazılarında (S.A.V.) yazmayı âdet edindiler.Bu ise اِنَّ البَخِيلَ مَنْ ذُكِرْتُ عِنْدَهُ فَلَمْ يُصَلَّ عَلَىََّ \"Gerçekte aşırı cimri o kimsedir ki, nezninde ismim söylenilir de üzerime salavat okumaz.\" Buyurulan hadis-i şerifin hükmünce doğru değildir.Zira bu hadis-i şerifte Peygamber'in isminin söylenilmesi yahud yazılması anında salavât-ı şerifeyi terkeden kimse \"bahillik\"= aşırı cimrilikle vasıflanmıştır.\r\n\r\n&nbsp;\r\n\r\n&nbsp;\r\n\r\nHafız İbnu Salah:\"Bazı ğafil insanlar, yazı yazmak esnasında Peygamber'in ismini yazarlarken cimrilik veya tembelliğe kapılarak avam talabeleri gibi sallallâhu aleyhi ve sellem yerine \"صَلْعَلَمْ\" yazmaktadırlar.Bu doğru değildir.\" demektedir.\r\nTürkçemizde de telifçi yazarlar,bu ğaflet tolusuna yakalanarak kitablarında (S.A.V.) yazmaktadırlar. Ne tuhaf!..\r\nİmam Şa'râni de diyor ki: \"Böyle yazanlar, ya cimriliğe kapılmış,mürekkeb ve kağıdını Peygamberi'nden daha fazla sevmiştir;ya da tembelliğe yakalanmış, parmaklarının yorulmasından vazgeçmiş, dolayısıyla O Habib-i A'zam'ı sevmemiştir.Ben Şa'râni her gün bin kere جَزَى اللهُ عَنَّا مُحَمَّدًا مَا هـُوَ اَهـْلُهُ salavatını okurum.\"\r\nYani: \"Allah bizden bedel Muhammed'i müstehak olduğu kadar mükafatlandırsın.\" demektir.\r\n\r\nDua \/S.115,116"
    },
    "818": {
        "soru": "Umre yapana Hac farz olur mu?",
        "cevap": "Haccın farz olmasının şartı: İslam, akıl, buluğ, hürriyet, vakit, azığa iktidar, yürümeye yahud binek ücretine iktidar, haccın farziyetini bilmek olmak üzere sekizdir. El-Fetava-l-Hamidiye'de, Ebû Suûd'dan naklen deniliyor ki: «Hac farizasından önce umre eden kimseye, Mekke'ye varması takdîrinde, hac zamanına kadar beklemesi vacib olur.» Ulemâ bu hususta ihtilaf etmişler. Şeyh Abdulğanî Nablusî Hazretleri, herhangi bir sebebden dolayı umre için Mekke'ye varan bir fakire haccın farz olmacayacağı hususunda bir risale yazmıştır. Seyyid Ahmed Paşa ise, bu kimsenin hakkında hac farzdır diye bir risale yazmıştır. Şeyh Aliyy-ul-Kârî Menâsiki'nde diyor ki: «Haccın şartlarından birisi de istitâattır, yani Mekke'ye varmaya güç bulmaktır. Fakir bir kimsenin Mekke'ye varmasında, istitâat bulduğundan dolayı hac zamanını beklemesi ve haccetmesi farz olur.» Mültekâ'nın şerhi Mecmau-l-Enhur'da da, bu husustaki ulemânın ihtilafına işaret edilmiştir. Bu takdirde \"Umre yapana hac farz olur sözünün aslı yoktur. Mekke'ye hac zamanında gitmeyen fakire hac farz olmaz.\" diye kesin olarak hükmedenler, ilmî bir cinayet işlemektedirler.\r\n\r\nİstitâat bulanlara hac farz olur diyen ulemâya göre, Mekke'yi gören fakir olsa dahi ona hac farz olur. Çünkü bu kimse hac yapmaya güç bulmuştur. Bu takdirde, umre ettiği senede hac yapmaktan aciz olan bir kimsenin, hac farizasını yerine getirmeksizin umre etmesi tahrîmen mekruh olur."
    },
    "820": {
        "soru": "Musafahanın keyfiyeti nasıldır",
        "cevap": "usafahanın keyfiyeti şöyledir: Musafaha tek elle yapılmasının usulüne göre, erkek erkeğin, kadın kadının, herbirisinin sağ ellerinin ayaları baş parmakların altındaki etli kısmı kavrar, baş parmaklar da kenetlenir, samimiyetle el sıkarlar. İki elle musafaha yapıldığında, sağ ellerin ayaları birbirine yapıştırılır ve baş parmaklar da kenetlenir, diğer dört parmaklar bileğe doğru uzatılır. Her iki musafahada da dua ve istiğfar yapılır. Duada غَفٓرَاللهُ لِى وَ لَكَ \" Ğafarallâhu lî ve lek\"= \"Allah benim ve senin günahlarını mağfiret etsin.\" denilir. Bu keyfiyetle musafaha mülâkatlarda yapılır. Meclislere girmek ve çıkmakta ise ya mecliste en büyük ile musafaha yapılır yahud selamdan sonra oturulur. Meclise girenin, mecliste bulunanların hepsiyle musafaha etmesi vakti israftan başka bir şeyle ifade edilmez.\r\n\r\nMufassal Medenî Ahlak \/ S.666"
    },
    "822": {
        "soru": "Rabıta Nedir",
        "cevap": "Rabt kelimesinden türeyen rabıta; fikren ve fiilen ilgi, alâka göstermek, birlik, sevişmeyi meydana getiren hediyeleşmek, dayanışmak, tanışmak ve ruhânî bağlılıkla tarif edilmektedir. Bu ruhânî bağlılıkla toplum ferdleri kuvvet hazırlar, birleşir; bir tarafta nefsle, diğer tarafta şeytan ve dolayısıyla kafirlerle harbeder. Kur’ân-ı Hakîm ve hadîs-i şeriflerde, maddi ve manevi olarak düşmanlara karşı hazırlık yapmanın adı ribat, hazırlık için plân kurmanın adı da rabıtadır.\r\nRabıta, Müslümanların din namına alâkalanmaları, beraberlikleri, birbirleriyle ilgilenmeleri, ilmi tahsil etmeleri, küçüğün büyüğe saygı, büyüğün küçüğüne merhamet etmeleri demektir. Her Mü’minin hayalinde bu iş yaşanmalıdır.\r\n\r\nTek Çare \/ S. 646"
    },
    "824": {
        "soru": "Tevekkül Nedir",
        "cevap": "Tevekkül etmek, imanın alâmeti ve Mü’minin sıfatıdır.\r\nTevekkül, a’zamî tedbir almak şartıyla, bütün tesirlerin, hayrın, şerrin Cenâb-ı Hakk’ın takdîriyle olduğuna inanmak ve bu inanca binaen Allah Teâlâ’ya yönelmektir. Mesela hasta Mü’min, bir doktora gider, tavsiyesi üzere ilaç alıp kullanır; iyileşmediyse, “Allah Teâlâ şifâyı ilaçtan kesti.” diye itikad eder; iyileşti ise, “Allah Teâlâ şifayı yarattığı gibi ilacı da bana sebeb etti.” diye inanır. Ve binnetice fâil-i hakîkînin Allah Teâlâ olduğuna, sebeblerin izâfî tesirinden başka hiçbir rolünün olmadığına inanır; O’na sığınıp dayanır.\r\n\r\nTek Çare \/s.133"
    },
    "826": {
        "soru": "Sadaka vermenin usulü",
        "cevap": "Farz olan zekattan sonra sadakanın en üstünü, hali zaif olan yakın akrabaya, komşuya, -şereflerini korumak için gizlide vermek şartıyla- verilen sadakadır.\r\n\r\nTek Çare \/s.485"
    },
    "1063": {
        "soru": "Mal toplamaktan gaye nedir?",
        "cevap": "Mal toplamaktan gaye, sadece dünya hayatı değil, hayvânî bir hayatla yaşamak değil, bilakis mal toplamaktan gaye, miskin, fakir ve yoksullara vermektir, hayr cihetlerine harcamaktır. Evet kalbinde bu gaye yerleşen bir kimse, ne kapitalizm ne de sosyalizm usullerini tatbik eder. Bilakis her ikisini yok etmeye çalışarak mal toplar. Topladığı vakitte helal kazançtan toplar, meşrû yollarla toplar. Dağıttığı zamanda da yine Allah Teâlâ'nın izin ve müsaadesi olduğu yerlerde harcar. Bal arısıyla eşek arısı aynı çimenden faydalanırlar; biri bal verir biri zehir. Müslüman bal arısı gibidir.\r\n\r\nÖlçüler \/ S.694"
    },
    "1065": {
        "soru": "İktisad nedir?",
        "cevap": "İktisaddan gaye, muhtac olan fakirlerin, miskinlerin, yetimlerin, fakirlikten ve dünyanın zilletinden kurtarılmasıdır. Bunun ise, mal ve servetin toplanmasından önce bilinmesi gerekir ki, mal toplamakta nimeti ele geçirirken nereye harcanacağı bilinsin. Bu itibarla iktisadı tarif ettiğimizde, \"iktisad, ihtiyacları tesbit etmek ve ihtiyacları gidermek için mal, servet hazırlamaktır.\" deriz.\r\n\r\nÖlçüler \/ S.695"
    },
    "1071": {
        "soru": "Zekat kimlere verilmez",
        "cevap": "Zekat, kuruluşlara ve temlik olmayacak yerlere kesinlikle verilmez. Dört mezheb bunda müttefiktirler. Çünkü nassın olduğu yerde ictihada mecal kalmaz.\r\n\r\nÖlçüler \/s.371"
    },
    "1073": {
        "soru": "Meal nedir?",
        "cevap": "Meal, tercüme edenin Kur’an’dan anlamış olduğu özet olarak mana; tefsîr, müfessirin Kur’an’dan anlamış olduğu izahlı mana veya hükümler, mütercim veyahud müfessirin sözüdür; Kur’an değildir. Çünkü bu nazım, Cebrâil vasıtasıyla Peygamber’e inmediği gibi, Peygamber’den de tevatür olarak ümmetine ulaşmamıştır.\r\n\r\nÖlçüler \/s.330"
    },
    "1156": {
        "soru": "Namazı terk eden kimlerle haşrolunacak",
        "cevap": "Amirlik ile meşguliyetinden dolayı namazı terk eden Firavun’la, vüzerat yahud memurlukla namazını terk eden Hâman’la, ticaretle meşgul olup namazını terk eden de Ubey bin Half ile beraber olacaktır. Çünkü Firavun makamı ile haktan ayrılmış, Hâman vüzeratla meşgul olduğu için, Ubey bin Half ise ticaretle meşgul olduğu için haktan ayrılmıştır.\r\n\r\nİnsan ve Vazifesi \/s.276"
    },
    "1158": {
        "soru": "Sabah namazına kalkmakta güçlük çekmenin sebebi",
        "cevap": "Teheccüd ve özellikle sabah namazına kalkmakta güçlük çekmemizin sebebi, dünya sevgisini dînî sevgi üzerine, servet kazanmayı sevab toplamak üzerine, zalimlerin rızasını almayı Rabb’imizin ve Peygamberimiz’in rızasını almak üzerine, dünya için çalışmamızı ahiret için amelimize tercih etmemizdir.\r\n\r\nDua \/S.100"
    },
    "1160": {
        "soru": "Anne ve babanın çocuklarına öğretecekleri ahlak nedir?",
        "cevap": "İmam Gazâli en önce anne babanın evladına öğretecekleri ahlak ve dîni şöyle sıralamaktadır.\r\n1-Her anne baba, özellikle \"Âmentu\"dan sonra güzel ahlakı çocuğuna öğretmelidir.\r\n2-Her anne baba çocuğunu kötü arkadaşlardan uzaklaştırmalıdır.\r\n3-Her anne baba ziynet, fazla para vermek ve işret yerlerinden çocuklarını sakındırmalıdır.\r\n4-Çocuklarda oburluk hasleti tezahür edebilir; oldu ise onları menetmeleri gerekir. Yemeğe başlarken Besmeleyi okumayı, onlara ufak lokmayı aldırıp bolca çiğnemeyi, sağ elle yemeyi öğretmelidirler. Böylece oburluk zaafiyeti tedavi olunur. Çocuklar sofra üzerine başlarını götürürlerken bundan da onları sakındırmaları gerekir. Özellikle sol elle taharet alındığı için sol elle lokmayı ağızlarına götürmemelerini tavsiye etmelidirler. Özellikle sol elin parmaklarını ağıza götürecek lokmaya değdirmemek gerekir. Bir lokmayı yutmadan evvel ikinci lokmayı ağıza götürmesini de engellemeleri lazımdır. Aksi takdirde oburluk ve cimrilik çocuğun ruhuna hâkim oluverir.\r\n5-Çocuğa cömerdliği öğretmelidirler. Obur çocukları tendik etmekle îsarı, kanaati ve cömerdiliği sevdirmelidirler. Aksi takdirde çocuk büyüdükten sonra faziletlerden mahrum olur. Bunların hepsini hikaye sûretiyle onlara tebliğ etmek icab eder. Çünkü çocuklarda henüz idrak tekâmül etmediği için akılları hikaye sûretiyle anlamaya daha müsaiddir.\r\n6-Hatalarından göz kapatmakla güzel hareketlerini övmelidirler. Zira fıtraten insan övülmeyi sever. Gizli hareketlerini de halkın yanında söylememelidirler. Aksi takdirde çocuklar rûhî eziklik içerisine girer ve hantal olurlar. Artık büyüdükten sonra bu huy onlardan geçmez.\r\n7-Gizlemek istedikleri bir fenalığı işlemek anında ana baba teğafül etmeli ve bilahare ustalıkla onları vazgeçirmelidirler. Unutmayalım \"Kimin yanında çocuğu varsa ona çocuklaşsın.\" buyrulmuştur. Yani akıllarının ve mizaclarının mikdarınca muamele etsinler. Husûsen iyi hareketlerinde onları övmek, aferin demek ruhlarını okşar ve onları iyiliğe iteler. Pedagoji imiyle iştigal edenler de bunun üzerinde çok durmaktadırlar.\r\n8-Gündüz onları yürütmek ve hareketlendirmekle çevikliğe alıştırmalıdırlar. Aksi takdirde tembelleşirler.\r\n9-Şımarıklıktan arkadaşlarının üzerlerinde kibirlilik yaptıkları takdirde de onları sakındırmalıdırlar. Tevazuun güzelliğini ve faziletini öğretmelidirler. Hatta anne babanın mallarıyla makam ve riyâsetleriyle övünmelerini menetmelidirler. \"Kimin ameli(hareket ve çalışması) geride ise nesebi onu ilerletmez.\" mealindeki hadîsi kalblerinde nakşetmelidirler. Aksi takdirde cahiliye devrinin ayıbını yani ecdadla iftihar etmeyi âdet edinirler.\r\n10-Halkın elinden hediye almamalarını tavsiye etmelidirler. Özellikle anne ve baba fakirse almanın zilletini, vermenin üstünlüğünü çocuklara sevdirmelidirler. Anne baba zenginse çocuklarını israftan menetmelidirler.\r\n11-Arkadaşlarından sırt çevirmemelerini, üst ve başlarının temiz tutmalarını, temizliğe riayet etmelerini öğretmelidirler.\r\n12-Yeminden, yalandan, çok soru sormaktan onları menetmeleri şarttır. Yerine göre de konuşturmalıdırlar.\r\n13-Dinlemeyi onlara öğretmelidirler.\r\n14-Büyük adamlara, hocalara, amirlere karşı saygı göstermeyi öğretmelidirler. Bunların gelmelerinde kıyam etmek usûlünü öğretmeyi ihmal etmemeleri ve ismen bunlara hitab etmelerini menetmeleri gerekir.\r\n15-Dersin dışında oyunlarında göz kapatmakla onları serbest bırakmalıdırlar.\r\nİmam Gazali diyor ki: Oyundan menedilen çocuklar hileye alışırlar ve zekaları körleşir. Büyüdükten sonra da hikmet ilimlerini öğrenmekten aciz kalırlar. Öyle ise erkek çocuğa sanat ve ilmin öğretilmesine vesile olacak oyunları öğretmeli, kız çocuklarına da nakış, dikiş, kapkacak, bebek gibi oyuncakları almalı ve onları serbest bırakmalıdırlar. Hülâsa her bir nev'i ilerdeki iş sahasına göre yetiştirmek gerekir.\r\n16-Sövmek kötü laf söylemekten çocukları menetmelidirler.\r\n17-Vatan sevgisini, cihad sevgisini çocukların kalbinde nakşetmelidirler.\r\n18-Taharet, abdest, namaz, nafile oruç ve ibadetlerin keyfiyetini fiilen onlara yaptırmalıdırlar. Sonra onlara tabiat olur.\r\n19-Her türlü haramdan, hırsızlıktan, kız çocukları da açıklık saçıklıktan menetmelidirler. İhtilâmın, guslün durumlarını zamanında onlara bildirmelidirler. Kısa sûrelerin ezberletilmesini temin etmelidirler. İşte buraya kadar saymış olduğumuz vazifeler anne babaya vacib olan hususlardır. Çünkü farzlarda öğretmek farz, vacibleri öğretmek vacib; sünnetler öğretmekte sünnettir.\r\n\r\nMufassal Medenî Ahlak \/ S. 532"
    },
    "1642": {
        "soru": "Kandil gecelerinde okunacak dualar",
        "cevap": "اَللهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنَّا\n\n\n\nAllâhumme! Sen afuv edicisin, afuvu seversin. Binaenaleyh bizi afuv et.\n\n\n\nBu dua Reğaib kandili, Berat kandili, Kadir gecesi gibi mübarek gecelerde okunur. Hazreti Ayşe radıyallahu anhâ'nın, Peygamber'den \"Kadir gecesini bilsem ne okuyayım?\" diye istirhamda bulunması üzerine Fahr-i âlem sallallâhu aleyhi ve sellem bu duayı tavsiye etmiştir. Uhrevi rızkların dilenmesinde hiçbir şey ilave edilmeksizin bu sûretle, dünyevi rızkların istenilmesi takdirinde اَلْكَرِيمُ El-Kerim ism-i şerîfi ilave edilerek\n\n\n\nاَللهُمَّ اِنَّكَ عَفُوٌّ كَرِيمٌ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنَّا şeklinde okunur.\n\n\n\nAhlaki Reçeteler \/S.493"
    },
    "1704": {
        "soru": "Ramazan Ve Oruç",
        "cevap": " Ğıybet Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nUnutarak Yemek Yemek Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nSakız Çiğnemek Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nYemeden Birşey Tatmak Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nKan Aldırmak Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nMisvak Kullanmak Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nOruçta Kefareti Getiren Durumlar Nelerdir?\r\n\r\n \t\r\nKulak Damlası Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nAbdestte Boğaza Su Kaçırmak Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nKusmak Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nSigara İçmek Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nInhaler veya Nefes Açıcı İlaçlar Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nFitil Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nİhtilam Orucu Bozar mı?\r\n\r\n \t\r\nHangi Günler Oruç Tutmak Sünnettir?\r\n\r\n \t\r\nBayramlarda Oruç Tutulur mu?"
    },
    "1713": {
        "soru": "Ğıybet Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Gıybet gibi şeyler, orucu değil sevabını bozar.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1715": {
        "soru": "Unutarak Yemek Yemek Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Unutularak orucu bozan şeylerden birine veya birkaçına irtikab, orucu bozmaz. Amma bu irtikabdan sonra, orucum bozuldu diye oruç yiyen kimseye, kaza ve kefaret gerekir.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1717": {
        "soru": "Sakız Çiğnemek Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Oruçlulara, bir şey tatmak; sakız olsa da lüzumsuz bir şey çiğnemek; öpmek; helaliyle kucaklaşmak; tükrüğü ağızda biriktirip yutmak; kan aldırmak; hacamat yapmak mekruhtur.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1719": {
        "soru": "Yemeden Birşey Tatmak Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Oruçlulara, bir şey tatmak; sakız olsa da lüzumsuz bir şey çiğnemek; öpmek; helaliyle kucaklaşmak; tükrüğü ağızda biriktirip yutmak; kan aldırmak; hacamat yapmak mekruhtur.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1721": {
        "soru": "Kan Aldırmak Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Oruçlulara, bir şey tatmak; sakız olsa da lüzumsuz bir şey çiğnemek; öpmek; helaliyle kucaklaşmak; tükrüğü ağızda biriktirip yutmak; kan aldırmak; hacamat yapmak mekruhtur.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1723": {
        "soru": "Misvak Kullanmak Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Saça, bıyığa boya sürmek, misvak kullanmak, abdestte ağza burna su vermek, serinlemek için ıslak bir beze sarınmak mekruh değildir.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1725": {
        "soru": "Oruçta Kefareti Getiren Durumlar Nelerdir?",
        "cevap": "Mazeretsiz olarak oruç yiyen bir kimseye kefaret gerekir. Kefaretten sonra suç tekrar etmediği müddetçe, yenilen tüm oruçlara bedel bir kefaret kâfi gelir.\r\n\r\nRamazanda oruç yiyen bir kimse, yediği oruç mikdarındaki bayramdan sonraki günlere ulaşıp da kaza etmezse, ıskâtı için fidye verilmesini vasiyet etmesi vacib olur. Fakat seferde, hayz halinde, hastalıkta öldüğü takdirde, vasiyet etmesi vacib olmaz.\r\n\r\nKefaret tutmakta, tetâbu' yani art arda tutmak vacibdir. Çünkü ceza da, ramazan orucunun farzının edası gibi kabil-i taksim değildir. Sonra altmış deyimi de mecâzîdir. Mesela ay yirmi sekiz çektiği takdirde elli altı gün olabilir. Amma kamerî ay başında başlamayıp da birkaç gün geçtikten sonra başlanılırsa, altmışın tamamı vacib olur.\r\n\r\nRamazan orucunun kazasında art arda tutmak vacib olmadığı halde, ramazanın edasında, ziharın kefaretinde, katlin kefaretinde, yeminin kefaretinde, oruc bozmanın kefaretinde art arda tutmak vacibdir.\r\n\r\nSefer, hastalık gibi mübah bir özre mebnî, kefaret olarak tutulan oruç bozulursa, erkeklere göre yeniden başlanması lazımdır. Amma kadınlar hakkında hüküm böyle değil; kadın kefaret orucunu hayz günlerinde yer, hayz günlerinden sonra kefaret orucuna devam eder. Ve hayza yakalandığı gün dahi kefaretinde sayılır. Amma nifas olursa, o da yeniden başlar.\r\n\r\nİyileşmekten ümid kesilen hastalık, ihtiyarlık, oruca iktidarsızlık sûretinde, kadın olsun erkek olsun, oruç yerinde altmış fakiri doyurur. Özürün zevalinde verilen kefarete itibar olunmaz, yenilen orucun kazası vacib olur.\r\n\r\nTutulan kefaret, kamerî ayın başından başlanılırsa ay günlerine göre olsa dahi, kamerî ayın başında başlanılmazsa altmış günün tamamlanması vacib olur."
    },
    "1727": {
        "soru": "Kulak Damlası Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "İlaç olarak hayâ yerine bir şeyin sokulması; yahud boğazına yahud kulağın iç kısmına ilacın damlatılması orucu bozar.\r\n\r\nÖlçüler s.362"
    },
    "1729": {
        "soru": "Abdestte Boğaza Su Kaçırmak Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Mazmaza ve istinşakta boğaza suyu kaçırmak orucu bozar.\r\n\r\nÖlçüler s.362"
    },
    "1731": {
        "soru": "Kusmak Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Ağız dolusu kusmak orucu bozar. Ancak kusuntu, ufak dile varıp da geri dönmezse orucu bozmaz. Her halukârda döndürmesi bozar; zira İmam Muhammed'e göre itibar, ağız dolusu kusmaya değil, döndürmeyedir.\r\n\r\nÖlçüler s.362"
    },
    "1733": {
        "soru": "Sigara İçmek Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "İhtiyârî olarak herhangi bir dumanı teneffüs etmek. Mesela sigara içmek gibi. Burada duhul ile idhal arasında fark vardır. Mesela kendiliğinden nefes vasıtasıyla teneffüs edilen duman orucu bozmaz. Fakat teneffüs edilmesi orucu bozar. Mesela mevlidlerde buhur yakıp dumanını teneffüs etmekte oruç bozulur. Nefes darlığına mübtela olanların, ağızlarına hava verilmesi zamanında, havanın içinde kimyevî ilaçlar varsa orucu bozar, yoksa bozmaz. Bu takdirde astımlılar, doktorlarından bunu sormalıdırlar. Havanın hangisinin orucu bozduğunu kesin olarak bilmiyoruz.\r\n\r\nÖlçüler s.362"
    },
    "1735": {
        "soru": "Inhaler veya Nefes Açıcı İlaçlar Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "İhtiyârî olarak herhangi bir dumanı teneffüs etmek. Mesela sigara içmek gibi. Burada duhul ile idhal arasında fark vardır. Mesela kendiliğinden nefes vasıtasıyla teneffüs edilen duman orucu bozmaz. Fakat teneffüs edilmesi orucu bozar. Mesela mevlidlerde buhur yakıp dumanını teneffüs etmekte oruç bozulur. Nefes darlığına mübtela olanların, ağızlarına hava verilmesi zamanında, havanın içinde kimyevî ilaçlar varsa orucu bozar, yoksa bozmaz. Bu takdirde astımlılar, doktorlarından bunu sormalıdırlar. Havanın hangisinin orucu bozduğunu kesin olarak bilmiyoruz.\r\n\r\nÖlçüler s.362"
    },
    "1740": {
        "soru": "İhtilam Orucu Bozar mı?",
        "cevap": "Her ne sûretle olursa olsun, ihtilâmın dışında menîyi çıkartmak orucu bozar. Şu kadar ki, öpmekle yahud el ile inzalde kefaret yok, sadece kaza vardır. Zevcesiyle şakalaşmak anında mezî tezahür ederse, orucu bozmaz.\r\n\r\nÖlçüler s.363"
    },
    "1742": {
        "soru": "Hangi Günler Oruç Tutmak Sünnettir?",
        "cevap": "Her ayın on üç, on dört, on beşinci günleri oruç tutmak mendubdur. Hacılardan başkasına arefe gününün, perşemmbe ve pazartesi günlerinin orucunun tutulması sünnettir. Muharrem ayının dokuz ve on birinci günlerini tutmaksızın sadece âşûre gününü tutmak ve sadece cuma günlerinde oruçlu bulunmak tenzîhen mekruhtur. Nitekim Nevruz = Mihrican = İlk bahar günü, mecûsîlere mahsus bir gün olduğundan, o günde oruç tutmak mekruhtur. Nevruzun İslamla alâkası yoktur ki orucu olsun.\r\n\r\nÖlçüler s.361"
    },
    "1744": {
        "soru": "Bayramlarda Oruç Tutulur mu?",
        "cevap": "Bayramlarda Oruç Tutulur mu?\r\n&nbsp;\r\nRamazan bayramının ilk günü, kurban bayramının dört gününde oruç tutmak haramdır. Hanefîlerin bir kısmı buna tahrîmen mekruh demişlerdir. Bunlara göre de tahrîmî mekruh haram manasındadır.\r\nÖlçüler s.361"
    }
}